top of page

Tarih Öncesi Çağlarda Tıp

Tıbbın hastalıkların tedavisi için geliştirilmiş bilinçli bir çaba olduğunu düşünürsek ortaya bu bilim dalının insan bilinci kadar eski olduğu sonucu çıkar, ancak elimizde belgelere dayalı kanıt bulunmadığı için, tıbbın ilk dönemlerinde nasıl olduğu konusunda sadece tahmin yürütebiliriz. Bununla birlikte 19. ve 20. yüzyıllardaki araştırmaların yanı sıra, paleontoloji ve antropolojinin sunduğu kanıtlar ışığında inceleme yapıldığında, tıbbın kökenlerinin büyüye ve dini pratiklere uzandığı ortaya çıkmaktadır. Prehistorik dönemdeki insanların yaş ortalaması, kemik verilerine dayanarak 30-40 yaş arasındaydı. Tüm çalışmalarda gösterildiğine göre erkekler kadınlara göre daha uzun süre yaşıyorlardı. Bunun nedeni kadınlara hamilelik ve doğum olaylarının getirdiği yüktür. Çevresindeki insanların bilinmeyen birtakım güçlerin etkisi altına girdiğini gören tarih öncesi insan, hastalık ve ölüm gibi acıya yol açan bilinmezliklerin kötü ruhların işi olduğuna inanmaya başlar. Diğer yandan, yaşamdaki güzellikleri yapan iyi ruhların olduğunu da düşünür. Kendisi için doğaüstü olan bu olayları, tapınma ve adak yoluyla yatıştırmaya çalışır. Zamanla ortaya, yıldızları ve kötü ruhları yatıştırmanın yollarını bildiğini, zehirleri ve şifalı otları tanıdığı iddia eden büyücüler çıkar. Böylece, bu içgüdüsel ve deneysel uygulamalardan bir “magic medicine” büyü – tıp alanı doğar. Bunun yanı sıra erkek çocuklar büyüyünce avcı olacaklarından kız çocuklarına göre daha iyi besleniyorlardı. Neolitik çağa ait Çatalhöyük ana tanrıça heykelciği (yaklaşık M.Ö. 6500-5700). Tıp tarihi açısından doğum olayını gösteren en erken örneklerdendir. Canlıların kafatasını ilk defa cerrahi aletleriyle delenler büyücüler olmuştur. Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunmuş pek çok kafatası üzerinde yapılan incelemeler sonucunda, delinen yerin çevresinin keskinliğini kaybettiğini, kemik dokularında zamanla iyileşmeler olduğu hastaların bu ameliyatlardan sağ çıktıkları anlaşılır.


Eski Mezopotamya’da Tıp

Mezopotamya uygarlığının kökeni Güney Mezopotamya’da yaşayan ve Sümerliler olarak adlandırılan topluluğa kadar uzanır. M.Ö. 3500lerde Sümerliler daha sonraki yıllarda ortaya çıkacak medeniyetlerde gözlenebilecek pek çok özelliği ilk olarak geliştirmişlerdi. Uygarlığın tam olarak başlaması çivi yazısının başladığı tarih olan M. Ö. 3100 olarak kabul edilir. Çivi yazısı Sümerliler tarafından geliştirilmiş ve nemli kil tabletlere kama biçimli şekiller yapılmasını içeriyordu. Mezopotamya tıbbına ilişkin bilgiler, Sümer tıp bilgilerini kullanan Akkad metinlerinden elde edilmiştir. Bugün Sümer tıbbına ilişkin sadece iki adet metin ele geçmiştir. Bunlardan biri tek bir ilaç tarifini içermektedir. Diğeri ise on beş ilaç tarifini içerir. İlaçlar uygulanış biçimlerine göre üç gruba ayrılabilir. İlk grupta 8 ilaç tarifini kapsayan lapalar bulunmaktadır. Genel olarak listedeki maddeler toz hale getirilir. Sonra bir sıvı ile lapa yapılır ve yara olan yer yağ ile sıvandıktan sonra lapa ile sarılır. Antik dokümanların gösterdiği üzere Sümerli tıpçılar, bitkisel, hayvansal ve mineral kaynakları ham madde olarak kullanmaktadırlar. En bilinen mineraller; sofra tuzu (sodyum klorür), güherçile (potasyum nitrat) ve ham petroldür. Hayvani ürünlerden ise yün, süt, kaplumbağa kabuğu ve su yılanı kullanılmıştır. Ancak ilaç ürünlerinin büyük çoğunluğu bitkisel ürünlerden gelmekteydi. Kekik, hardal, erik, armut, incir, söğüt, hurma, mersin ağacı, köknar, nane, incir ve çam, ve bira, şarap ve bitkisel yağ gibi işlenmiş ürünler kullanıldığı anlaşılmaktadır. Antik Mezopotamya’ya ait elde edilmiş olan en büyük tıbbi tedavi eseri “Tıbbi Teşhis ve Tedavi” olarak bilinir. Teşhise dayalı tedavi baştan ayağa tüm hastalıklar için organize olmuş ve bölümler halindedir (sindirimle ilgili problemler, jinekoloji ve çocuk hastalıkları gibi).


Tıp Uygulayıcıları

Tabletlerden öğrenildiği kadarıyla antik Mezopotamya’da iki tip profesyonel tıp uygulayıcısı mevcuttu. İlk tip “ashipu” olarak adlandırılmaktaydı. Mezopotamya tıbbının daha eski kayıtlarında bunlara sıklıkla büyücü adı verilirdi. Bunların en büyük işlevi hastalığı teşhis etmekti. İç hastalıklar söz konusu olduğunda ashipu hangi tanrı veya iblisin bu hastalığa sebep olduğunu belirlemekteydi. Diğer tip profesyonel tıp uygulayıcısı da “Asu” dur. Bu kişi bitkisel ilaçlar konusunda bir uzmandır ve o zaman için bir anlamda doktor olarak da tanımlanabilir. Örnek olarak bir yarayı tedavi ederken Asu, üç temel uygulama yapmaktadır; yıkama, bandajlama ve yarayı kapama. Her üç teknik de dünyanın bilinen en eski tıbbi yöntemleridir (yaklaşık M.Ö. 2100). Asu’nun bandaj hazırlama konusundaki bilgisi dikkat çekicidir. İçerisinde tedavi edici özellik taşıyan bu antik bandajlar bitkisel reçineyi veya hayvan yağını alkaliyle ısıtmak gibi bazı karışık uygulamaları içermekteydi. Bu karışım ısıtıldığında bakteriyel enfeksiyonun ortadan kaldırılmasında yardımcı olabilecek sabun elde edilmekteydi. Her ne kadar Ashipu ile Asu arasındaki ilişki kesin değilse de hastanın şifa bulabilmesi için birlikte çalışmış olmaları ihtimali oldukça yüksektir.


Kullanılan İlaçlar

Antik Mezopotamya ilaçlarının önemli bir kısmı bitkisel ilaçlara ayrılmıştır. Tanımlanabilen ilaçların büyük çoğunluğu bitkisel ekstreler, reçineler veya baharatlar olup pek çoğu, antibiyotik ve antiseptik özelliklere sahiptir. Kil tabletlerden elde edilen bilgilere göre Mezopotamyalılar hastalıklarının tedavisinde; tahıl, sebze, ağaç kısımları, baharatlar, çeşitli yabani otlar, örneğin; Çin tarçını (Cinnamomun cassia), mersin ağacı (Myrstus communis), şeytanotu (Ferulaasa-foetida), kekik (Thymus sp.), söğüt (Salix sp), armut (Pyrus communis), köknar (Abies), incir (Ficus carica), hurma (Phoenix dactylifera), haşhaş (Papaver somniferum), banotu (Hyoscyamus), meşe mazısı (Gallae Quercinae), nane (Mentha), Rezene (Foeniculum vulgare), Safran (Crocus), Adamotu (Mandragora), hardal (Sinapis) gibi bitkisel kaynaklardan yararlanmaktaydılar. Akadlar ve Sümerlerde bira ve sütün, ilaçların eritilme ve karıştırılma ortamı olarak kullanıldığı görülmektedir. Sonuç olarak tıbbın bandajlama gibi başarıya ulaşmış temel bazı uygulamaları ve tıbbi metinlerin yer aldığı kütüphaneler kurulması ilk olarak Mezopotamya’da başlamıştır. Büyü ve kehanet uygulamalarının yanı sıra daha bilimsel sayılabilecek çeşitli yöntemlere de başvurmuşlar ve kendilerinden sonra gelen birçok uygarlığı etkilemişlerdir.


Eski Mısır’da Tıp

Nil vadisinde tıp, daha çok hastaları kötü ruhlardan kurtarmak amacıyla uygulanırdı ve bütün tedavi yöntemleri Tanrılar tarafından vahiy yoluyla bildirilirdi. Bir ruh, Tanrı veya ölmüş bir kişinin ruhu yaşayan bir kişinin hastalığına sebep olabilirdi. Mısırlı Şaman-doktorların iki önemli fonksiyonu vardı. İlk olarak kişiye zarar veren bu etkinin doğasını keşfetmek ve daha sonra da onu kovalamak veya yok etmek. Bu bazı ritüeller, dualar, yakarışları da içine alan büyülerdi. Bazı bitkiler de büyü devam ederken ağrıyı azaltmak için kullanılırdı. Mısır tıbbı, her ne kadar pratik kürler, ot karışımları, mineraller ve çeşitli hayvan parçalarını kullanıyor olsa da oldukça büyü-dinsel içerikliydi.


Eski Mısır’ın Tıp Metinleri: Papirüsler

Eski Mezopotamya halkı kil tabletlere tıbbi metinlerini yazmışken, Eski Mısır’da ise papirüslere yazılmış tıbbi konuları içeren metinler bulunmuştur.1873’te Kahire’de ortaya çıkartılan M.Ö.1553-1550 tarihlerine ait olduğu düşünülen Ebers’in papirüsleri muhtemelen eski imparatorlukta (M.Ö. 3200-2360) Keops, Kefren ve Mikerinos piramitlerini inşa etmiş olan ilk sekiz hükümdarlı zamanında oluşturulmuş bir metin topluluğudur. Bu değerli tarihsel eserde geniş sayıda (877) tarif ve ilaç hazırlanışı mevcuttur. Burada eski bitkiciler tarafından ne kadar çok sayıda ot kullanılmış olduğunu görürüz, haşhaş, keten, Hint yağı, kimyon, sinameki, kekik, kına, ardıç, keten tohumu ve aloe gibi. Tutankhamun’un tapınağı da dahil olmak üzere Mısır mezarlarında sarımsak demetleri bulunmuştur. Bir başka papirüste ise yaranın, kırık ve çıkıkların tedavisi için çeşitli reçeteler yer almaktadır. Mısırlılar kırıklar için bandaja sarılı huş ağacı tahtalarını kullanmaktadırlar. Başın sağ ya da sol tarafındaki lezyonların vücudun aksi yönlerindeki felçle ilgili olduğu da anlaşılmıştı. Bulunan papirüslerde sonucu önceden kestiren ifadeler de yer alır. Papirüslerin birinde, bir hastalığın tedavisi şöyle anlatılır: “Dokunduğumda taş gibi sert, nasır şeklinde bir damar tümörünün cerrahi yöntemlerle tedavi edilebilecek türden olduğunu düşünüyorum. Operasyondan sonra yarayı, çok fazla kanamaması için yakın. Papirüslerinin ilginç bir bölümü şifa verici dualar ve sözlerdir. Bitkisel bir karışımı içmeden önce kişi şöyle demelidir “Gel tedavim. Karnıma ve eklemlerime giren bu şeytanı içimden çıkart”. Metinlerde bahsedilen tedavilerde pek çok metot anlatılmıştır: haplar, lapalar, masajlar, göz damlaları, gargaralar, buhar teneffüsleri gibi. Tedavi edici özelliği olduğu belli olan bitkilerin yanı sıra Mısırlılar farmakopelerine (ilaç listeleri) hayvansal, mineral ve diğer başka şeyleri eklemekten çekinmemişlerdir. İyi bir ilaç, et, yağ, kan, süt, hayvan dışkısı, çamur ve bitkilerin toz edilmiş yaprak ve kökleri gibi maddeleri içerebilirdi. Mısır’ın en eski tıp papirüslerinden biri olan Ramasseum papirüsü ise iki bölüm halinde bulunmuştur. 12 – 13. sülaleler zamanında (M.Ö. 1991- 1640) yazılmıştır. Papirüsün birinci bölümü loğusalar ve yeni doğmuş çocuklarla ilgili iken ikinci bölümü ise romatizma ve mafsal hastalıkları ile ilgilidir. Bu papirüste bilimsel tıp ile sihir tedavisi karışmış durumdadır. Ebers Papirüsü ile ortak bölümler içeren Hearst papirüsü kırık ve çıkıkların sarılması ile ilgilidir.

İlaçlar

Sarımsak (Allium sativum):

Herodot yazılarında piramitlerin yapımında çalışan kişilerin büyük miktarda soğan ve sarımsak yediklerinden bahseder. Sarımsak bugün de olduğu gibi Antik Mısırlılar için önemli bir şifa kaynağıydı. Çiğ sarımsak astımlılara ve diğer bronşiyal- ciğer problemi yaşayan kişilere çok sıkça verilirdi. Taze sarımsak eşit miktarda sirke ve su içinde iyice ezilirdi. Bu karışım gargara yapmak, ağzı çalkalamak veya bazı yaraları ve diş ağrısını geçirmek için içilirdi. Sarımsak iç ve dış ağrıları giderici, sağlık verici, sindirimi destekleyici, cinsel arzuyu uyarıcı, uykusuzluğu giderici ve parazitlerden kurtarıcı olmuştur. Mısırlılar tarafından kullanılan diğer bitkiler arasında:

Kimyon tohumları (Cunimun cyminum):

Tohumları stimulan (uyarıcı) ve karminatiftir (bağırsak gazlarını giderici).

Kimyon tozu az miktarda buğday (tutucu olarak) ve suyla karıştırılıp ağrıyan eklemlerin acısını gidermek için kullanılırdı. Toz edilmiş kimyon iç yağı veya domuz yağı ile karıştırılıp anüsten fitil biçiminde kaşıntı gidermek için kullanılırdı.

Bir çay kaşığı toz edilmiş kimyon az miktarda balla ve ılık sütle karıştırılıp öksürüğü kesmek için kullanılırdı.

Kişniş (Coriandrum sativum):

Eski ve Modern Mısırlılar tarafından yaygın olarak kullanılmıştır. Ferahlatıcı, uyarıcı, midevi, gaz giderici ve hazım faaliyetlerini destekleyici etkisi vardır. Hem meyve hem de bitki baharat olarak ve çay olarak sistit dahil olmak üzere üriner hastalıklarda kullanılmıştır.

Bunlar dışında özellikle Ebers Papirüsünde adı geçen diğer tıbbi bitkiler şunlardır:

Acımarul, adasoğanı, ardıç meyvesi, banotu, çiğdem, hardal, Hintyağı, İncir, centiyane, keten tohumları, mürver, nar kabuğu, pelinotu, safran, sakız, sarısabır, soğan, tarçın, terementi, üzüm gibi bitkiler ilaç yapımında kullanılmıştır.


Doktorlar, Hastalıklar ve İmhotep

Tıp uygulamasının en elit tabakasını yüksek eğitimli rahipler oluşturmaktaydı. Hakkında bilgimiz bulunan ilk önemli hekim, Kral Coser’in (Djoser) veziri ve Basamaklı Piramit’in mimarı olan İmhotep’dir. Büyü Mısırlıların hayatında önemli bir yer tutardı. Sadece büyü ile bir hastalığın nedeni bulunabilir ve tümüyle kökü kazınabilir. Bir büyücü kendindeki güçlerle ve kendine has metotları ile birlikte şifa verebilirdi. Ancak metinlerde büyücülerin başarılarına ait kayıtlara pek rastlanmamaktadır. Arkeolojik kazı çalışmaları sayesinde Mısır halkının sağlığı ve hijyeni hakkında bilgi toplanabilmiştir. Tüberküloz, suçiçeği ve kızamık yaygındı. Bunlara ek olarak tetanoz ve parazitik hastalıklar mevcuttur. Pek çok kişi eklem romatizmasından ve damar sertliğinden sıkıntı çekmektedir. Nag-el-Deir (M.Ö. 220) mezarlığında bulunan bir adamda kanser teşhis edilmiştir. Zatürre, gut hastalığı, yüksek tansiyon bu dönemde bilinen hastalıklardır.


Bazı Uzmanlıklar:


Diş Ve Göz Tedavisi

Mısırlılar usta cerrah oldukları gibi, Mısırlı dişçiler de apseleri akıtıp boşaltmada ustaydılar. Diş için altın dolgular kullanılmaktadır. Reçine ve malahitten oluşan karışımlar dolgu için kullanılıyordu. Sürekli olarak toz ve hijyenik olmayan koşullara maruz kalan gözler için ılık damlalar yapılmakta ve trahom ile katarakt hastalıkları ile mücadele etmişlerdir.


Mumyalama ve Anatomi

Eski mısırda mumyalama rahip- doktorlar tarafından değil, ölü evinde çalışanlar tarafından gerçekleştirilirdi. Tıp papirüslerinden birinde “başında açık ve büyük bir yara bulunan” bir insanın tanımı verilmektedir. Bu tanımın ayrıntıları, hekimin beyni çevreleyen zarı, beynin kıvrımlarını ve etrafındaki sıvıyı dikkatle gözlediğine işaret etmektedir. Beyin, bağırsaklar ve diğer yaşamsal organlar çıkarılıp alınmakta, bunlar şarap içinde yıkandıktan sonra otlarla birlikte kaymaktaşından yapılmış küplere yerleştirilir. Cesedin oyukları güzel kokular, hoş kokulu reçineler ile doldurulur ve ceset dikilir.


Comentarios


bottom of page